İnsan gelişimi; döllenmeden başlayarak yaşam boyunca devam eden bir süreçtir. Yaşam döngüsü içerisinde fiziksel, zihinsel, sosyal, duyusal ve dil alanlarında bireyin kazandığı deneyimler ve edinimlerin toplamıdır. Birey doğum öncesinden başlayarak bebeklik, erken çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi birçok gelişimsel dönemden geçer. Gelişim biyolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucunda oluşur. Anne ve baba çocuğa sadece genetik özelliklerini aktarmakla kalmaz aynı zamanda bu genetik özelliklerin içinde kültür, toplumsal sınıf, aile ve dil gibi çevresel faktörler de birey doğmadan önce, gelişimsel özelliklerinin şekillenmesinde rol oynar.

Gelişimle İlgili Kavramlar:

Büyüme: Bireyin fiziksel yapısında yaşına bağlı olarak gözlenen boyunun uzaması, kilosunun artışı, vücudunun irileşmesi gibi değişimlerdir. Büyümenin en hızlı olduğu dönem 0-1 yaş dönemidir, yaş ilerledikçe büyüme ve gelişme devam etmekle birlikte hızında bir düşme gözlenir. Ancak ergenlik dönemine gelindiğinde bedensel büyüme ve gelişmenin hızı yeniden artmaktadır.

Olgunlaşma: Bireyin ya da herhangi bir organizmanın kendinden beklenilen işlevi yerine getirebilecek fizyolojik güce ulaşması olarak ifade edilmektedir. Olgunlaşma, büyümeyle birlikte oluşur ve katılımın etkisiyle gerçekleşir. Örneğin, çocuklar omurgaları olgunlaştığı zaman kendi başına oturabilir. Çocuğu bu olgunluğa erişmeden oturtmaya çalışmak bedensel gelişimini bozabilir. Organizma fizyolojik olarak bir işi yapabilecek hale geldiğinde olgunlaşma gerçekleşmiştir. Bir çocuk yürüyebilme olgunluğuna ulaşmadan, ne kadar alıştırma yaptırılırsa yaptırılsın gereği gibi yürüyemez.

Hazırbulunuşluk ( Hazır Olma): Bireyin herhangi bir davranışı öğrenebilmesi için önceden sahip olması gereken yeterlilikler ve özellikler vardır. Hazırbulunuşluk ise bireyin yeni bir şey öğrenmesi durumunda önceden sahip olduğu özellikleri kapsar. Bir görevin beklenen düzeyde gerçekleştirilebilmesi için çocuğun görevin gerektirdiği olgunluk seviyesine erişmiş olmasının yanı sıra, bu görevle ilgili ön yaşantıları kazanmış olması, görevin gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumlara sahip olması da gereklidir. Hazırbulunuşluk, öğrenme görevi ile ilgili olarak çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, olgunluk düzeyi, ilgi ve tutumu, motivasyonu, yetenekleri, genel sağlık durumu gibi etmenlerle yakından ilişkilidir.

Öğrenme: Bireyin çevreyle etkileşimi ve yaşantıları sonucunda edinmiş olduğu nispeten kalıcı davranış değişikliğidir. Birey bebeklikten itibaren çevresini gözlemleyerek ve etkileşim kurarak deneyimler kazanır ve böylece öğrenme için ilk adımı atmış olur.

Gelişim Dönemleri ve Özellikleri

Freud’un Psiko-seksüel Gelişim Kuramı:

Freud, kişiliğin temel karakter yapısında bebeklik ve çocukluk yıllarının önemini belirten ilk psikoloji kuramcıdır. Yaşamın ilk beş yılındaki gelişim dönemleri, bedenin belirli bir bölgesine karşı geliştirilen tepki biçimlerine göre tanımlanır. Freud bu dönemlerde çocukların karmaşalar yaşadığını ve bu karmaşalarla başa çıkma yollarının çocuğun yetişkinlik yıllarında kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynadığını savunur. Eğer bu karmaşalarla başa çıkamaz ve çözemezse çocuğun kişisel gelişimini olumsuz biçimde etkileyeceğini ileri sürmüştür.

Psiko-seksüel Gelişim Dönemleri

– Oral Dönem: Gelişimin ilk basamağıdır, yaşamın ilk 1 ya da 1- 1,5 yılı boyunca sürer. Bebeğin gereksinimleri, algılamaları ve kendini anlatım yolları daha çok ağız bölgesinde odaklanmıştır. Ağız bölgesinde alınan duyuların başlıcaları açlık, susuzluk, anne memesi ya da onun yerine geçen nesnelerin oluşturduğu ve hoşlanma duygusu yaratan dokunma uyarımlarıdır. Bu dönemde annenin rolü çok önemlidir. Anne sezgileriyle çocuğun gereksinimlerini, bebekle ortaklaşa geliştirdikleri bir düzen içinde karşılar. Bu düzen sayesinde bebek fizyolojik dengeleşimini belirli sınırlar içersinde koruyabilir. Gereksinimlerini düzenli bir biçimde karşıladıkça, bebekte dış dünyaya karşı güven duygusu, güven duygusu oluşmaya başlar. Oral gereksinimlerin yeterince karşılanmaması ya da aşırı oranlarda doyurulması normal dışı kişilik özelliklerinin yerleşmesine neden olabilir. Bunlar arasında abartılmış iyimserlik, özseverlik, arada bir yaşanan yoğun karamsarlık ve diğer insanlardan çok şey bekleme eğilimi sayılabilir. Oral karakterli kişiler aşırı bağımlıdır ve diğer insanların kendileriyle ilgilenmelerini ve bakımlarını üstlenmelerini isterler.

Anal Dönem: Üçüncü yaşın sonuna dek süren bu dönemde çocuk, anüsü büzen kaslara giden sinirlerin olgunlaşmaları sonucu, dışkının tutulması ya da boşaltılması işlevleri üzerinde denetim kurmayı öğrenir. . Bu dönemde yer alan tuvalet eğitimi sırasında, dışkıyı tutma ya da boşaltım konusunda anne ile ortaya çıkan çatışmalar sonucu çocuk bir yandan bağımlılık duyguları, öte yandan ayrılma, birleşme ve bağımsızlaşma isteklerini içeren karşıt duyguları birlikte yaşar. Anal dönemde, annenin denetiminden bağımsızlaşma eğilimlerinin ilk belirtileri gözlenir. Dışkıyı denetleyebilme (tutma) ya da denetimi yitirme (altını kirletme) çocuğun denetimini yitirme durumlarında kendine karşı kuşku geliştirmeden ve aşırı utanç duygularına kapılmadan yaşama ve özerklik kazanma yolundaki ilk denemelerdir. Dışkı çıkarmaya karşı korku geliştiren çocuklarda yaşam boyu izlerini sürdüren aşırı düzenlilik, katı görüşlülük, inatçılık, para harcamaktan çekinme ve cimrilik eğilimleri gözlemlenir.

– Fallik Dönem: Bu dönem 3 ve 5 yaşları arısını kapsar. Fallik dönemde çaba bir sevgi nesnesi bulmaya yönelmiştir. Ayrıca kadın ve erkeğin cinsel organlarının anatomik farklılığı da bu dönemde ilgi ve araştırma konusu olur ve çocuk kendi bedensel özelliklerini cinsiyetiyle özdeşleştirir. Bu dönemde ana-baba ve çocuk ilişkilerindeki aksaklıklar ileriki yaşamın nevrotik belirtilerine temel oluşturur. Bu dönemde çocukla ana-babası arasında yoğun sevgi ilişkileri gözlenir. Sağlıklı koşullarda fallik dönem çocuğun kendi cinsiyetini benimsemesine, utanç duygusuna kapılmadan meraklarını giderebilmeyi öğrenmesine, çevredeki durumların ve kişilerin yanı sıra kendi içsel dürtüleri üzerinde de egemen olabilme çabalarını geliştirmesine, bir başka deyişle gerek dış ilişkilerine ve gerekse iç dünyasına bir düzen getirebilmesine yardımcı olur.

– Latent Dönem: 6-12 yaşlarını kapsar. Bu dönemde  kız ve erkek çocukların oynadığı oyunların niteliği farklılaşır, yeni şeyler öğrenme, oyun, çevreyi araştırma ve diğer insanlarla daha etkin ilişkiler kurmada isteklidirler ve önemli beceriler edinilir.

– Genital Dönem: Bu dönem 12 yaşlarında başlar. Bu dönemde ergenin anne-babasına olan bağımlılığından koparak aile dışındaki karşı cinsten kişilerle olgun ilişkiler kurabilmeyi öğrenmesine dayanır. Bir başka deyişle bu dönemde özsever duygular gerçek kişilere yönelmeye başlar. Karşı cinse ilginin yanı sıra toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve yuva kurma isteği belirir.

Erik Erikson’un Psiko-Sosyal Gelişim Kuramı

Erik Erikson, yaşamı sekiz gelişim dönemine ayırır. Bir bölümü Freud’ un gelişim dönemlerine koşutluk gösteren ve olumlu ve olumsuz boyutları içeren bu dönemlerin her biri, kendine özgü bunalımlarıyla belirlenir ve bireyin içinde yaşadığı toplumdan ve kültürden önemli ölçüde etkilenir. Erikson’a göre kişilik sekiz dönemin tümünde gelişimini sürdürür ve bir dönemde olumsuz yaşanan denge sonraki bir dönemde olumlu yöne çevrilebilir. Gelişim Dönemleri ve bu dönemlerde yaşana karmaşalar aşağıdaki gibidir;

-Bebeklik Dönemi (0-1,5 yaş): Temel güvene karşı güvensizlik

-İlk Çocukluk Dönemi (1-3 yaş): Özerkliğe karşı kuşku ve utanç

-Oyun Dönemi (3-6 yaş): Girişimciliğe karşı suçluluk

-Okul Dönemi (6-12 yaş): Başarılı olmaya karşı yetersizlik

-Ergenlik Dönemi (12-18 yaş): Kimlik oluşturmaya karşı rol karmaşası

Genç Yetişkinlik Dönemi (18-25 yaş): Yakınlığa karşı yalıtılmışlık

Yetişkinlik Dönemi (25-60 Yaş): Üretkenliğe karşı durgunluk

Olgunluk Dönemi (60 yaş ve üzeri): Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk

Başlıca çocukluk döneminde gelişim ve gelişim özellikleri bu şekildedir. Aslında çocuk için önemli olan ebeveynlerinin onu tanıması, hangi gelişim döneminin hangi özellikleri gösterdiğini bilmesi, çocuğu için gelişimini takip ederek onu desteklemesi ve ona koşulsuz sevgi göstermesidir. Bu şekilde hem çocuk sağlıklı bir gelişim gösterir hem de ileriki yaşantısı için sağlıklı kişilik oluşumunu tamamlamış olur. Unutulmamalı ki her çocuğun gelişimi farklılık gösterebilir. Nasıl ki bir elin parmakları birbiriyle aynı değilse çocuklar ve kardeşler de birbirinden farklı gelişimler gösterebilir. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin ise çocukları gözlemleyerek gelişimlerini takip etmesi gerekir. Unutmayın ki dokunduğumuz her çocuk, yetiştirdiğimiz her birey bizim karşımıza yine bizim eserlerimiz olarak çıkacaklar. Her çocuğa kendi çocuğumuz gibi yaklaşmalı ve en önemlisi onlardan sevgimizi eksik etmemeliyiz.

*** Bu konuyla ilgili detaylı bilgi almak isterseniz Milli Eğitim Bakanlığının Çocuk Gelişimi modülünü inceleyebilirsiniz.

Mektebi Materyaller Araştırma Grubu

(Visited 19 times, 1 visits today)

Leave a Reply